GECE DÜŞERKEN

Günlerdir yağan yağmur, evin arka bahçesinde ki eski kerpiç duvarı iyice dayanıksız hale getirmiştir. Anne duvarın yıkılmasını istemektedir. Baba yıkmaya niyetlensede bir şekilde hep ertelemektedir. Evin küçük oğlu İlyas ise kendine bir köpek arkadaş edinir ve sahiplenmek ister fakat kerpiç duvar evin ana gündemi haline gelmiştir ve akıbeti birden fazla sonuca gebe olur.

EKİP

YÖNETMEN: DENİZ KEZİK
SENARYO: DENİZ KEZİK, CAN ÇELİK
GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ: MELİH ARIÇ, EMRE KOL
YARDIMCI YÖNETMEN: CAN ÇELİK
SANAT YÖNETMENİ: TARIK TUNÇASLAN
SES: CANSU HANGÜL
KURGU: DENİZ KEZİK

IŞIK: EMRE KOL
SES MİKSAJ: CİHAN ÖZTÜRK
COLOR: FİLM STANDARTLARI
AFİŞ TASARIM: BUSE YAVAŞ
UYGULAYICI YAPIMCI: CANSU HANGÜL, DİLEK HANGÜL
YAPIMCI: DENİZ KEZİK

CAST

İLHAN ÖREN

EMİR AKSU DEMİRCİ

ELİF TEMUÇİN

YAPIMCI - YÖNETMEN MEKTUBU

 Bu projeyi çekmek istememdeki en büyük etki yıllardır ağırlığını hissettiğim geleceksizlik problemi. Bu problemin sebebini her zaman ebeveynlerimde aradım. Kendi ebeveynlerimin şu an olduğum yaşta oldukları zamanı düşününce sorunun daha büyük olduğunu anlamış oldum.

29 yaşımda daha iyi bir hayat düşlüyordum. Daha çok gezmek, daha çok keşfetmek, daha çok öğrenmek, daha iyi beslenmek, daha iyi filmler izlemek, daha iyi müzikler dinlemek, daha güzel aşklar yaşamak istiyordum. Fakat görüyorum ki bunları ya eksik yaşıyorum ya da hiç yaşayamıyorum.  Neden daha iyi imkânlara sahip olamadık, neden hep eksik yaşadık? Geleceğimizi belirleyen neydi, biz bunun neresinde, buna ne kadar müdahildik? Üniversite okurken, lise okurken neden aynı zamanda çalışıyorduk? Yaz tatilleri bizim için neden mevsimlik iş anlamına geliyordu? Bayramlar neden bir an önce atlatılması gereken özel günler anlamına geliyordu? Bayram bizim evimize ne zaman gelecek diye beklerken, o bayramı kendi evlerimize getirmek zorunda olduğumuz yetişkinliğe geldiğimizi fark ettim. Aynı geleceksizliği bizlerin de kendi çocuklarımıza bırakacağımızı, bırakmak zorunda kaldığımızı görüyorum. Bununla  beraber  problemin bir aile problemi olmadığı da aşikâr. Kendi ebeveynlerimiz 29 yaşında hiç öylesine hazlar, arzular, istekler içerisine girmediler. Çünkü onların bilmeye, tanımaya, keşfetmeye hiç zamanları olmadı. Bazı duyguları hep uzaktan gördüler, bazı şeylere hiç sahip olamadılar. Belki hiçbir zaman aşık olamadılar. Toplum baskısı, geleneksel kabuller onları erken yaşta evlendirdi, hem de birbirlerini tanımadan. Hatta çocuk yaşlarda çocuk yapmaya ve onlara bakmaya mecbur bıraktı.

29 yaşında iki çocuğa sahip ve evlendiklerinde ise sadece bir yatağı ve döşeği olan kerpiç bir evin dört duvarı arasında hayatlarını kurdular. Yaşamak zorundalardı, fakat mutsuzdular. Bu mutsuz birlikteliklerin çocuklarıyız bizler. Bizler onların imkânsızlıklar ve mutsuzluklar içinde hayata kazandırmaya çalıştığı insanlarız. Problem onlarda değil. Dahası onlar daha büyük bir geleceksizliğin içine doğmuş insanlar. Onlar hep üstü kapatılmış kuyuları iğneyle eşerek ışığı bulmaya çalıştılar.

Sorun toplumsal bir sorun, toplumsal bir suç. Bunun bir yerde değişmesi gerekiyor ve bunu değiştirecek olan da geleceğin ta kendisi. Yani doğmamış veya şu an büyümekte olan çocuklarımız. Çocuklar büyüklerin günahlarını çeker fakat o çocuklar büyüyüp aynı günahı işlememek için bir şeyleri kırmalı, o günahlara müdahale etmeli. Yeni bir şey; eskiyi yıkıp, yerle bir edip yeniyi kurmalı.

İçimde birikerek büyüyen bu sorunun cevabını bulduğumda bunu bir filmle anlatmak istedim. Günlük rutinimiz içerisinde, sade, trajik anlatılara başvurmadan, gündelik bir dille anlatmaya çalıştım.  Sinemanın simgesel ve imgesel gücünden faydalanmak bu sadeliği daha da güzelleştirdi. 

İLETİŞİM

https://asnightfallsshortfilm.com © 2021